Bölüm 194: Yurtdışına Taşınmak

Haftalık bölümleri canlı ve görüntülü izlemek, ilave içeriklere ulaşabilmek ve bizi desteklemek isteyenler için: Patreon

Dünya Nereye Gidiyor’u telefondan dinlemek ve abone olmak için:
Apple iOSAndroidSpotify

OYLAMA

Küreselleşen dünyada arkadaşlıkları korumanın zorluğu, yurtdışında bok mu var, okumaya-çalışmaya gitmek farkı, dil bariyeri, Türkiye’nin kasveti, yurtdışında başka biri olmak, şehre aidiyet hissetmek, beyin göçü ve çok daha fazlası bu bölümümüzde.

18 thoughts on “Bölüm 194: Yurtdışına Taşınmak”

  1. Yurt dışına taşınmak kesinlikle kötüye götürüyor dünyayı. Dünyanın daha iyi bir yer olabilmesinin ön koşullarından biri herkesin kendi olduğu yerde kalması. Malezyadaki yöresel yemeği ya da Buenos Airesteki o harika binayı görmesem ne olur yani? Hem ayrıca bunun bir sonu da yok. Doymuyor insan. Orayı gördüm şimdi buraya da gideyim, orası bitti şimdi hadi buraya gidelim. Bunun karbon salınımına yaptığı korkunç katkı da ek olsun. Aynen böyle evet. Lütfen bir sonraki programda okunsun bu. (karbon salınımı argümanı bilimselmiş gibi olabilmek adına tamamen mabadımdan uydurulmuştur, muhtemelen doğrudur ama araştırmadan salladım)

    Like

  2. Arkadaş grubu olarak buluşmayınca gerçekten ilişkiler zayıflıyor olabilir. Ancak birebir arkadaşlıklarda bunun olmayacağını düşünüyorum. Arkadaşımla pandemiden beri toplam 3 kere falan buluştuk. Onun dışında full internetten konuştuk ve açıkçası birbirimiz hakkındaki tamamlayıcılık durumu beni korkutuyor biraz. Yani evet, kesinlikle daha asosyal yapıyor ama bir yandanda inanılmaz derin ilişkiler kuruvermiş oluyorsunuz. Bir de internet gerçekten ilginç insanlarla tanışmak durumunu da ateşliyor, hatta belki daha bile sosyal yapıyor olabilir bu durum. Çünkü internette yazı yayınlamak, podcast yapmak, video çekmek falan sosyal olmayan insanları gerçekten özgüven konusunda geliştiriyor. Türkiye’de de çok komünite var hani, sırf orada birileri ile sohbet etmek bile bir nebze barda yeni bir insanla tanışmak hissine benzetilebilir. Ve sanırım kamera açmak filan yavaş yavaş daha da normalleşiyor, bu yüzden bunları düşünmüş olabilirim :/

    Like

  3. Doğdum taşındık, okula başladım taşındık, okul bitti taşındık. Biz hep taşındık. Üniversitede bir 4-5 sene aynı şehirde kaldım sonra ülkeden de taşındım. İnsan çocukluktan alışınca, şehir değiştirmek de yetmiyor. Önce yakın ülkelere gidip sonra kıta değiştirmeye başlıyorsunuz. Yörüklük kanımızda var sanırım, rahat batıyor.

    Like

    1. Size laflar hazırladım canlarım.

      İstanbul’da doğdum büyüdüm. Liseyi, üniversiteyi de İstanbul’da bitirdim ve Master için Almanya’ya geldim. Ardından çalışmaya başladım. 5 sene içinde öyle çeşitli, renkli arkadaşlıklar kurdum ki, Türkiye’de bu asla bu derecede mümkün olmazdı. Ve bunu üniversite için gittiğim şehirde de yapmadım. Yani ünide ortam oluşturmuşsun tabii çalışmaya gidince öyle olmuyor bu işler de diyemezsiniz. Yurtdışı hiç de anlattığınız gibi kötü değil valla. Eğer Türk ortamı canınız çekiyorsa onun alası da burada. Asıl İstanbul’a gidince buluşacak insan kalmadı artık. Almanya’nın muhtemelen adını duymadığınız bir şehrinde yaşıyorum. Burada benim lisemden mezun olmuş 4 kişiyiz. Hepsiyle burada tanıştım. Şu anki en sık görüştüğüm arkadaş grubunda İtalyan, Brezilyalı, Meksikalı, Alman, Iranlı ve Kolombiyalılar var.

      İstanbul feci bir illüzyon, oradan çıkmadan önce ben de dünyanın merkezinde yaşadığımı düşünüyordum. Arkadaş yer yaşta her yerde bulunuyor. Hem de daha renklisi daha güzeli. Bu hayatta deneyimleyebileceğimiz şeyler sınırsız. Kaçırmayın derim.

      Like

  4. Bölümü dinlerken konudan ziyade yeni arkadaş edinmeye bu denli kapalı olmanıza takıldım ben aslında. Eskiler kalsın eyvallah ama yeni insana bu kadar kapalı olmak aşırı yorucu değil mi. Sevgi kelebekliği değil ama az da olsa yeni insanın hayatına girmesi fena birşey değil bence (bunları yazarken 2 sene önce tanıdığım yeni arkadaşımla tatildeyim).
    Konuya gelecek olursak, evet çok giden var. Ama iyi yönünden bakıyorım artık. Eur bu hale gelmişken en azından tatilde kalacak yerler beleş. Ortadoğuda kalanlar olarak bu yönüyle bakıyorum artık. En ufak ihtimalim olsa bir saniye durmam bende sanırım. Zaten herhangi bir şehre aidiyet hissim yok. Bu konuda en kötü şey gurbetçi tayfanın oy vermesi. Dünyayı en çok bu kötüye götürüyor.

    Like

  5. Aleks’i cok iyi anliyorum. Ben de kendi dilimde sohbet etmeyince yeterli keyfi alamiyorum. Bizlere ozgu yapacagim sakayi yapamiyorum yapsam da kimse anlamiyorum :)) Eglence duzeyi Turkce’de kesinlikle cok daha fazla. Ayrica, konu sadece arkadaslik uzerine odaklanmis. Iki senedir yurtdisindayim evet coook yalnizlik iceriyor ama insan yalniz da yasamali. Arkadasliklara bu kadar bagimli olmamali. Fakat, herseye ragmen, ulkemizin kiymetini bilelim, benim koyunum bile Avrupa’nın koyunundan farklı bakıyor :))))

    Like

  6. 2023 den sonra gidip gitmeyecegime karar verecegim. Sandiktan yine sahsim partisi cikarsa gercekten dayanamayabilirim. Gitsem nereye gidicem onu da bilmiyorum. Avrupanin irkciligini kaldirabilecegimi sanmiyorum. Amerikada manyagi bol tekinsiz bi yer gibi geliyor. Siz olsaniz nereye giderdiniz merak ettim?

    Like

  7. Bu kadar muhafazakar oldugunuzu tahmin etmezdim. kendi dili disinda baska bir dilde konusmak istememek, yeni insan tanimak istememek, gercekten kafeste yasiyor gibisiniz.

    5 yildir yurtdisinda yasiyorum ve aski, dostlugu, burada ve anadilimi konusmayan insanlarla tecrübe ettim. her gün onlarin kültürlerine ait yeni seyler ögreniyorum ve bu beni büyütüyor ve gelistiriyor. Türkiyede kalsaydim asla suan oldugum kisi olamayacaktim bundan eminim.

    sizin gibi balli tabakadan, beyaz türkleri burada görüyorum ve Türkiyedeki ayricaliklara sahip olmadiklari icin hep sikayet halindeler. Mesela doktorda 2 saat beklemekten yakinirlar, ama türkiyede devlet hastanesinde hic bulunmamislar ve burada herkesin sahip oldugu saglik servisini, türkiyedeki amerikan hastanesi ile karsilastiriyorlar. Ya da sürekli servis sektörünün türkiyedeki gibi olmamasindan sikayetciler ama hic bir zaman servisi veren tarafta olmadiklari icin avrupadaki sistemin calisani korudugunu göremiyorlar.

    Like

  8. Tam olarak aradığınız kan benim galiba. 7-8 sene önce Amerika’ya taşındım ve özellikle ilk dört senesi filan çok güzeldi. İlk taşınılan yerlerdeki özgürlük hissi çok keyifli oluyor hakkaten. Kafama göre insanlarla da tanışmıştım, senede bir iki kere de Türkiye’ye gelip gidince keyifler yerinde oluyordu. Ancak bir noktadan sonra sizin muhabbetinize de başlarım hayatınıza da diye delirmeye başladım. Önce iş yerinde edindiğim sözde arkadaşların saat 5-8 arası iki bira içip, sarhoş olup evlerine dönme alışkanlıkları gibi tırıvırı şeyler batmaya başladı. Daha sonra da dinledikleri boktan müzikler, izledikleri boktan filmler isyan ettirdi. İstediğin kadar kanka yap, bir yerden sonra insanlar çekilmiyor. Şimdi paşa paşa İstanbul’a dönüyorum. Her gün lahmacun arası çiğ köfte yiyip dostlarımla saatlerce bomboş muhabbet edicem. Havalimanından da ‘Türkiye bir animasyon sanatçısı kazanıyor’ diye post koyarım.

    Like

  9. En önemli şeyi unutmuşsunuz… Yemekler. Lahmacunu kokoreçi gömiceksin. Hele dostlarla rakı sofrası. Anadilde sohbet etmek de çok önemli. Farklı bi dilde sohbet etmek yoruyo, insanın ağzını açası gelmiyo. Ama yine de bir süreliğine yurt dışında yaşamak isterim. Almanya iyi gibi çünkü çok türk var ve yemeklerimiz var. Adeta avrupa standartlarında türkiye.

    Like

  10. Ben çok sosyal bir insanım her gün dışarıdayım ve bundan çok keyif alıyorum. Pandemide çok fazla evde kalmak gerekince fark ettim ki yalnız olmak zor bir şey değil ama ne gerek var. İnsanın içi sıkılıyor. Elime imkan geçse muhtemelen koşa koşa ülkeden kaçardım ama tamamen enflasyon bu kadar kötü durumda diye giderdim. Ülkeyi geçim sıkıntısı sarmasa çomarlara rağmen seviyorum.

    Hemen gelişmeleri aktarayım beyimizi 2 aylık çabam sonucu (kekliği ürkütmeden) friendzonedan çıkardım şükürler olsun. Şimdi geriye takımın renklerine bağlamak kaldı. Bu biraz daha sancılı olucak sanırım herkeste bi manitacılık kötü ya modu oluşmuş. Ama halledicem panik yapmıyorum.

    Like

  11. Merhaba Aleks ve Hakan. Öncelikle bir önceki bölüme yetişemediğim için Aleks’i tebrik ederek başlıyorum ve en güzel evlilik teklifi de Brooklyn Nine Nine’daki Jake’in Amy’ye teklifidir. Bu bölüme gelecek olursam ülkeyi nasıl böyle toz pembe gördüğünüze şaşırdım, hele ki bu günlerde. Çünkü ülke kelimenin tam anlamıyla YANIYOR! Z kuşağının bu ülkede gördüğü şeyler ekonomik kriz, yobaz zihniyet, darbe, hayatta kalma derdi ve çok daha fazlası. Pandemi ve yangınlar da altyapı olmadığı için bitirilemiyor. Arkadaşın gitmesi vs kötü şeyler tabi ama bağını koparmak istemeyen koparmaz, gitmek isteyene de ne yapsan yeterli olmaz.

    Like

  12. Merhaba sevgili Aleks ve Hakan,

    Bir süredir görüşemiyoruz, Güzin abla olduğunuz 1-2 bölüm ben de bir tavsiye istemiştim sizden ama cevap alamadım. Önce beni ocak dışı ettiniz zannettim ama anladığım kadarıyla yorumlarım hep geç kaldı. Geçen hafta Aleks’in evlilik teklifi, sonra da o kadar beni ilgilendiren bir konu konuşmuşsunuz ki daha da geç kalmadan gecenin ikisinde yorumumu göndereyim istedim. Öncelikle Aleks’i tebrik ediyorum. Abi umarım ömür boyu mutlu olursunuz! Düğün hediyesi olarak uzun süredir yapmak istediğim Patreon üyeliğimi sonunda başlatmış bulunuyorum. Şunu söylemeden geçemeyeceğim: Aleks, abi sen neredeyse hayal ettiğim gibisin ama Hakan için maalesef aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Hakan’ı hep sakallı hayal etmiştim. Ama yine de sizi görmek güzel. 🙂 Konumuza gelirsek, nasıl anlatsam nereden başlasam mmm Amerika Amerika diyorum. Memleketten, yıldızlardan, ve gençliğimden uzakta dördüncü yılımı tamamlamama günler kaldı. Aleks’in bölümde söylediği hemen hemen her şeye katılıyorum. Hatta o kadar ki bir arkadaşım beni sürekli tinder gibi uygulamaları kullanmam için teşvik ediyor ve bu bölümü dinlemeden önceki gün kendisine ‘abi ben türk dili aşığıyım’ demiştim. Beni bıraksanız bu konu hakkında iki saat konuşurum. Yalnızlık, uzak mesafe ilişkisi, yemekler, maruz kaldığım samimiyetsiz ortamlar, erkenden kapanan dükkanlar… İnsan her şeye alışıyor, bu bir gerçek ama bunu kendimize niye yapıyoruz onu bilmiyorum. Bu arada, fazla çalışıyoruz fazla emek veriyoruz ama çalıştığımın karşılığını fazlasıyla aldığımı düşünüyorum. Türkiye’de iyi bir okuldan mezun olmama rağmen oradayken hayal bile edemediğim şirketlerde çalışma fırsatım oldu. Eğer sevdiğim insanla beraber olabilseydim muhtemelen bunların hiçbiri bu kadar koymayacaktı. O yüzden becerebilirseniz yurtdışına taşınmanın dünyayı iyiye götürdüğünü düşünüyorum.

    Like

  13. Cok guzel bir bolumdu, devamini alalim. Gurbette yasayanlar olarak burda da ufak bir Turkiye kurduk, sizi de bekleriz

    Like

  14. Yurtdisinda yasaminin bir zorlugu boya, tesisat, tamirat vs her turlu isler sana kaliyor, yurtdisinda usta bulmak cok zor. Turkiye den usta getirtenler oluyor, o kadar kotu… Ama maalesef kurulu duzenimiz var donemiyoruz 🙂

    Like

  15. Bu bölümü yurtdışına gittiğimin 2. gününde dinlemiş olmak çok eğlenceliydi. Pandemi döneminde kurduğumuz online diyetisyenlik işinin ilk yurtdışı bacağını başlatmak üzere geldiğim Bükreş’ten yazıyorum bu yorumu 🙂 Öncelikle şunu belirtmeliyim, ben de eşimin doktorası için Amerika’ya taşınmış ve eşimin dersleri bitince ülkeme dönmüş bir insan olarak nefretinizi gark edecek hiçbir şey yaptığımı düşünmüyorum. Evet belli hayallerle taşındım, sonra da arkadaşlarımdan kopmak istemediğimi fark ederek bir taraftan da asimile olmak istemediğim için geri döndüm.

    Romanya’da şirket açmak için çalıştığım danışmana oturma izni ya da vatandaşlık hedefim olmadığını anlatmakta çok zorlandım çünkü benim dışımda hizmet verdiği tüm türkler bunu istiyormuş. Ben istemiyorum. Açıkçası Türkiye’de yaşamayı seviyorum ve yurdumu bırakmak gibi bir gayem yok. Ama bu sınırların içerisinde kısılı kaldığım anlamına da gelmiyor. Bugün Türkiye’de 150 bin kişinin diyetisyeni olduk. Bu sene de tek tek farklı ülkelerde aynı şeyi yapacağız ve yarın tüm dünyanın diyetisyeni olacağız. Hakan’ın “yurt dışına giden arkadaşların sahip olmadığı yeteneklerin uçakta kendilerine yüklendiğini düşündükleri” bulgusunu kahkaha atarak dinledim. Eğer bir şey yapma ihtimalim varsa, bunu en iyi yine türkiye’deki “sosyal sermayemi” (alex) kullanarak yapabileceğime inanıyorum. Bir mülteci olarak Amerika’da hissettiğim köksüzlük duygusu çok yıpratıcıydı.

    Like

  16. Öncelikle selamlar.

    Daha önce sizleri düzensiz dinliyordum. Uzun bir süre yaşadığım psikiyatrik sorunlardan birçok şeye ara verdim ve bundan ötürü bölümlerinizi dinleyemedim. Son bir ayda arayı kapatarak günceli yakaladım. İkinizi de yakın arkadaşım gibi görerek keyifle dinliyorum. Çok sağ olun zira işsizlikten dolayı çok zor bir dönem geçiriyorum ve epey destek oldu programınız. Teşekkür ederim size.

    Yurtdışına taşınmak benim gibi insanlar için bu hayatta kalma ve yaşama sebeplerinin en başnda geliyor. Zira doğup büyüdüğün yaşadığın ülkeye hiçbir şekilde adapte olamamak, toplumun korkunç baskılarıyla uğraşmak, sürekli mutsuz, huzursuz ve canı yanmış bir şekilde var olmak gerçekten yurtdışına taşınmayı tek çıkış yolu olarak görmeye itiyor. Belki de bitik ruh halimin yansımasından dolayı rasyonel olarak düşünmüyor olabilirim ama en doğru kaçış yolu bu benim açımdan.

    Tekrardan can simidi olduğunuz için teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın.

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s