Bölüm 110: Anılar


Haftalık bölümlere ilave içeriklere ulaşabilmek ve bizi desteklemek isteyenler için: Patreon

Dünya Nereye Gidiyor’u telefondan dinlemek ve abone olmak için:
Apple iOSAndroidSpotify

OYLAMA

Anıları çarpıtarak anlatmak, arkadaşlarla buluşup anı konuşmak, insanın unutma gücü, yaşlanınca elde kalan tek şey, anıların zamanla değişimi, hafıza kimlik ilişkisi, unutulmayan anılar ve çok daha fazlası bu bölümde.

15 thoughts on “Bölüm 110: Anılar”

  1. Bu yorumu geçen bölümde okunması için yazmıştım ama sonlara kaldığı için zaman aşımından okunamadı sanırım. Ben de okunması için usanmadan, olanca yüzsüzlüğümle ve yüzümde en sahici gülümsememle tekrar yazıyorum:

    “Açılın ben veganım! Bölümde lafı edilen veganlığın küçük bir bölümü hakkında bir iki laf edeceğim.

    Hakan’ın bahsettiği insan ve hayvan arasındaki mutual ortakyaşamlılık eğer köylerde ve küçük çiftliklerdeki gibi; hayvanın süt-yumurta verip karşılığında yem ve barınacak yer kazandığı, gündüz olunca da nispeten özgür bir şekilde doğal ortamında yaşadığı şekilde olsa idi veganların buna pek bir itirazı olmazdı. Evet o durumda da az da olsa keyfiyet uğruna özgürlüğünden alıkonulma vaziyeti var ama hayat o kadar da steril bir mefhum değil. Ara sıra çıkıp: “yumurta yemek hayvanın kadınlığının sömürüsüdür, süt içmek analığının emcüklenmesidir.” deyip konuyu bağlamından uzaklaştıranları önemsemeyin lütfen, zira üzerinde durmamız gereken veganlar değin veganlık olmalı.
    peki veganlar günümüzdeki duruma neden itiraz halinde? çünkü yukarıda bahsettiğim eski hayvancılık modeli, 7 milyar insana ve birçok Suriyeliye et-süt-yumurta ve hayvansal ürün tedarik etmek için sanayileşmiş ve koca bir endüstriye dönüşmüş durumda. bu endüstride hayvanlar doğuyor, hayatlarının her saniyesini işkence içerisinde geçiriyor, görevlerini tamamladıktan sonra kısa bir süre içerisinde vahşice öldürülüyorlar. bu süreci bilmediğiniz için eti, süt ve yumurtadan ayırabilirsiniz fakat süt ve yumurtada durum, “bunları yapacağımıza öldürelim hayvanı” diyecek kadar kötü halde. bu yıllardır devam eden işkence ve ölüm düzenini bitirmek için elimizdeki tek silah, hiç ihtiyacımız olmayan bu hayvansal ürün tüketimini durdurmak; “daha iyi sömürebiliriz yauv ehi ehi” deyip bunun olmasını beklemek değil maalesef. merak edenler için, günümüzde insan ile hayvan arasındaki ilişkiyi ve tüm bu anlattıklarımı çok daha geniş bir şekilde anlatan dünyaca ünlü “earthlings” belgeselinin türkçe altyazılı youtube linkini de buraya bırakayım: https://www.youtube.com/watch?v=giHWqogLzlQ
    arzu edenler youtube’da aratarak da kolayca bulabilir.
    ayrıca, birkaç bölüm önce aleks’in “neden yaşlılar hakkında şaka yapıyorsun da, diğerleri hakkında yapmıyorsun?” sorusuna verdiği; kalbimizi yumuşatan, adeta içimize sımsıcak duygular fışkırtan “yahu onlar zaten zor durumda, benim şakalarım onları daha zor duruma sokabilir” şeklindeki düşünceliliği, bu bölümde çok daha zor durumdaki hayvanlar için- en azından sadece sokak hayvanları için- gözetmemesinin sebebini öğrenmek isterim zira “hayvanların çalışmadan ortalıkta dolaşması doğru mu keh keh keh?” şeklinde cüretkar komikli esprili şakalara şahit olduk . peşinen söyleyeyim, “yav onlar üzülmüyor, yav onlar mutlu olmuyor, yav onlar acı çekmiyor” şeklindeki sağduyuya uymayan orta çağ fikirlerini affınıza sığınarak kabul etmeyeceğim. iyi yayınlar.”

    Like

  2. Bugüne kadar ki anılarımın yarısından çoğunu otostopta yaşadım ve neredeyse hepsi eğlenceliydi. Olmayanlar da dediğiniz gibi bir süre sonra gülerek anlatmaya başladığım anılar haline geldi. Çok kısa bir tanesinden bahsedeyim. İzmir den manisa ya dönmek için otostop çekerken bizi alan arkadaşla anlamsızca güzel bir sohbete başladık. Manisa ya geldik ve tam inecekken dedi ki arkadaşlar ben istanbul a gidiyorum kısa bir isim var sabaha dönücem siz de gelin tek başıma yol çekilmiyor dedi. Biz ne olduğunu anlamadan kendimizi teklifi kabul etmiş bulduk. Adam istanbul daki işini 10 dk da falan halletti. Ve sabaha yakın manisaya geri döndük. Bir kaç saat sonra derse girdiğimde gece yaşadığım şeyin rüya olup olmadığını düşünüyordum ama benimle beraber gelen iki arkadaşım da olduğu için rüya olmadığı kesindi.

    Like

  3. Onca gül gibi çiçek gibi konuğunuz varken neden konuğunuz doğu demirkol cosplay? Sizi dinlemeyi her şartta seviyoruz diye mi?

    Like

  4. alex: ya şu bizim sürekli boş yapan bi arkadaşımız vardı adı neydi onun?
    hakan: özcan?
    alex: hm evet onu mu konuk alsak? tüm bölüm o konuştukça biz utanırız güzel bölüm olur.

    Like

  5. Anılar anıya göre değişir tabii
    Aklıma geldikçe yüzümü güldüren anılarım çok.Kalabalık ailde büyüdüm yaşadığım yerde yaz ayları sıcaklık 45-48 derece olur.Annemde 13-17 arası sokağa salmazdı bizi 6 çocuğuz.Bize bir oyun odası yapmıştı orda geçiriyoruz zamanı.Kafada hep kaçış planı yapıyoruz ne yapsak ne etsek kaçasak.Evden çıkmak için mutfağın yanından geçmemiz lazım annemde orda.Kafayı çalıştırdık oyun hamurundan sarı ve kahve rengi karıştırarak 💩 (bok) yaptık.Kardeşim 3,5 yaşında onu ayağa kaldırdık şortu indirdik ve ayağının yanına yere koyduk birazda su döktük çiş görüntüsu vermek için yanına ve anneme seslenmeye başladık kardeşim kaka yaptı diye.Annemde titiz kadın olduğu için anında geldi elinde bezle nerde nerde diye tabi görüntü var koku yok bunun bile farkında değil.Kardeşimi kaptı banyoya koştu biz o esnada terlikleri kaptığımız gibi yalın ayak sokağa.
    Mutlu çocukluk anılarına

    Like

  6. bi kere az daha ölüyordum. Kırklareli taraflarda 3 arkadaş bisikletle karadeniz sahiline gidiyoruz ve ben baya önde hızlı gidiyordum, arkadan gelen bir arabayı duydum, tabi rüzgardan 100km ile gittiğimi zannettiğimden sola geçtim. Adam bu tinercilere bulasilmaz basıp gideyim diye sola geçmiş bir geçirdi en az 100 m sürüklendim, omzumla herifin dikiz aynasını aldım. Adam da benim omzu almış kalkamayınca anladım. Neyse biraz bastırınca yerine oturdu. Adam beldenin eski belediye başkanıymış. Bir de 100 liramı aldı. 2 saattir suyumuz olmadığından adamın hızır olduğunu düşündük gelgelelim hızır da böyle gelmemeli. Bir süre geceleri beni huzursuz etse de artık abarta abarta anlatıp çok eğleniyorum.

    Like

  7. Anlatmayı sevdiğimiz anıların çoğu vaktiyle ne kadar salak olduğumuzu gösterenler çünkü aynı anda hem “biz de deliydik, çok gezdik, eğlendik” veya “böyle durduğumuza bakma biz çok serseri ve belalıydık” mesajı hem de “artık salak değiliz” mesajı veriyorlar. Hemen herkesin sahip olduğu; küçükken yapılan küçük piçlikler, biraz büyüyünce ilk içki rezaletleri, lisenin sonlarında ne kadar iyi arkadaşlarınızın olduğunu kanıtlayan fedakarlıklar, üniversitede bomboş geçirilen zamanların ulaştığı boyutu gösteren saçma etkinlikler vs insana anlatırken hep bu “çok iyi bi hayatım oldu, her şeyi yaşadım, kimseden geri kalmadık çok şükür” hissini veriyor. Bu bakımdan hakikaten anlattığında dinleyenlerin keyif aldığını net bir şekilde hissetmiyorsan, özellikle de benzer dünyaların insanlarından oluşan topluluklarda, anı anlatmaktan kaçınmak lazım çünkü işte herkesinkinin ana fikri üç aşağı beş yukarı aynı, herkes biliyor. Bir de sen anlatınca dinleyicin de seninkine benzeyen bir anısını anlatacak çünkü o da muhtemelen kimseden geri kalmadı çok şükür, otur bir de onu dinle filan ohoo. Vallahi masaya otururken açık açık kendi deliliğimize, serseriliğimize, komikliğimize vs verdiğimiz puanı açıklayıp kurtulsak daha iyi.

    Like

  8. Merhaba Aleks ve Hakan Beyler;
    Sizleri severek dinliyorum. Sizi görüp hayal kırıklığına uğrayan insanlara radyoculuk yıllarındaki Kadir Çöpdemir’ i hatırlatmak istiyorum. Değerli beyinlerinizi yormak istemem ama nacizane sizden bir tavsiye almak istiyorum. 12 senedir devam ettirdiğim ve bitmeyen üniversitemi 1 ay önce terkettim. Hepimizin bildiği gibi tüm kişisel gelişim hikayelerinde üniversiteyi terk etmek milyoner olmak için ilk adım olarak hüsnü kabul görüyor. İlk adımı gerçekleştirdiğime göre şimdi sizce ne yapmam gerekiyor ? (Lise-önlisans kpss olmaz, o aklıma geldi ama onu istemiyorum. Anadolunun bağrında ki memleketimde milyoner olmak istiyorum.)

    Like

  9. arkadaşınızın hevesini kırmak istemem ama bazı insanlar podcast yayını yapmak için yaratılmamışlar malesef. Keşke o da bizim gibi yalnızca dinleyici kalsaymış 🙂 ayrıca Hakan, ilk bölümlerde üzerimde ne kadar itici bir karakter hissi bıraktıysan, son bir kaç bölümde de o kadar sempatik ve tatlısın. Bir ilişkin olduğundan bahsetmiştin. Mutluluklar dilerim fakat eğer yürümez de yollarınızı ayırırsanız haberdar olmak isterim 🙂

    Like

  10. konuk özcan… muharrem incenin “bir sus be adam” diye bağırdığı videoyu tekrar tekrar izlemeni istiyorum. faydası olacaktır sana.

    gelelim programın asli unsurlarına. mayonez testi yapan alex’in başarısız olması beni baya mutlu etti. yemekler konusunda snopluk yapan herkese de ibret olur umarım.

    Like

  11. Babamın köyünde çeşitli inanışlardan insanlar bir arada yaşıyorlar ve bazen, inancı olmayan birinin inançlı arkadaşını evine yemeğe çağırıp, tavuk diye aslında avladığı domuzu yedirmesi gibi olaylar olabiliyor. Ama bu durum mizah çerçevesinde karşılanıp dilden dile dolaşıyor. Ailede de ne zaman iki kişi bir araya gelse hemen bu tip anılar konuşulur, hatta “ben yaşlıyım yavrum, bana bi su getir be” diyen halam, pıtı pıtı kalkıp taklit falan yapar. Çoğu zaman olayı bilmeden onlara bakıp güldüğüm çok olmuştur.

    Benim de şöyle bi anım var. Gözüm 20 yıldır bozuk, 8 numara miyop var, astimat falan. Genelde ilk selam veren hiç ben olmam, önce karşımdakinin bana el sallaması veya seslenmesi gerekir çünkü gözlüğe rağmen insanları net seçemiyorum. İncir Reçeli’nin ilk çıktığı zamanlarda bir gün Moda’ya doğru arkadaşlarla yürüyoruz. Her yerde film afişleri var, biz de sinema severler olarak filmi bokluyoruz. Bu muhabbetin üzerine kalabalıkta, karşıdan bize doğru yürüyen yeşil şalvarlı, kıvırcık saçlı birini gördüm ve arkadaşlarıma “Ay bakın Halil Sezai geliyor ehehe, bi de filmden sonra bu pespayeler çoğalcak.” dedim. Gelen gerçekten Halil Sezai imiş. Ama ben sözlerimi, onun Halil Sezai olmadığından %100 emin bir biçimde gayet yüksek sesle söylediğim için kendisi yanımdan geçerken ters bakışlarıyla beni dövmüştü.

    Like

  12. Bazı kötü anılar ardında bir travma bırakabiliyor ve sen o kötü anıyı nereye gitsen, konuşulan konu ne olursa olsun ister istemez hep yanında götürüyorsun bu noktada en mantıklı olanı EMDR terapisidir bence. Bu terapiye başvuran yakınlarım var ve ciddi anlamda yaşamlarına çok faydası oldu, ayrıca konuk gayet normaldi bence.

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s